hakkında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hakkında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Kasım 2014 Pazartesi

Devrim Otomobili Eskisehir


Devrim Otomobili Türkiye’nin ilk ve tek yerli otomobil deneyimidir. 1961 yılı Cumhuriyet Bayramı törenlerinde Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel‘in kullanımına sunulan bu araç dört buçuk ay gibi kısa bir sürede tamamlanmıştır. Türkiye teknoloji tarihi açısından büyük bir devrime işaret eden bu araba ne yazık ki seri üretime geçememiştir.
Devrim Otomobili’nin tarihi 1960 darbesi sonrasına dayanır. Dönemin Milli Birlik Komitesi Başkanı ve Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel 1961 yılı Cumhuriyet Bayramı törenlerine yetişmesi şartıyla bir otomobil yapılması emrini verir. Projenin başına da Engin Bozoğlu getirilir. Bozoğlu Devlet Demiryolları Fabrikaları ile Cer Daireleri bünyesinde çalışan mühendis ve teknik ekipten oluşan bir grubu Ankara’da toplar. Burada otomobilin üretilme yeri olarak Eskişehir demiryolu tesisleri kararlaştırılır.
Devrim Otomobili’nin tarihsel serüveni içinde Eskişehir daima önemli bir yer tutmuştur. Sivas ve Ankara’da otomobilin ilk motoru inşa edilmiş, bu motora daha sonra A tipi motor adı verilmiştir. Montaj ve deneme sırasında yaşanan aksaklıklar sebebiyle bu motorun bir türevi üretilmiş, buna da B tipi motor denilmiştir. B tipi motor tamamen Eskişehir fabrikalarında üretilmiş, burada montajlanmıştır.
devrim arabası 1
Devrim Otomobili’nin üretildiği yer olarak Tülomsaş fabrikalarının geçmesi tesadüf değildir. Dönemin en önemli ulaşım teknolojileri fabrikası o dönemde henüz yan sanayi ve yedek parça üretimiyle sınırlı kalsa da Türkiye’nin bu alandaki en önemli tesisini oluşturmaktadır. Bu anlamda döneminde Türkiye sadece bu fabrikaya zorunlu kalmıştır.
Devrim Otomobili’nin üretilmesi bir hayalin sonucudur. Her ne kadar sürdürülebilir bir ekonomi ve sanayi hamlesinin bir sonucu olmasa da askeri gerekler için tasarlansa da bu hayalin bir yansıması olmuştur. O dönemde bu aracın üretilmiş olması ülke ufkunda sıçramaya yol açmıştır. Bu gün de geçmişin ufkunu yansıtması açısından bu otomobilin sergilenmesi önemli bir kültür ve yakın tarih anlatımı hizmetidir.
Devrim Otomobili’nin yapımında insan üstü bir emek harcanmıştır. Fabrikadaki çalışma alanında geceli gündüzlü aylarca çalışan kalifiye ekip projenin sonuca kavuşmasını adeta kişiselleştirmiştir. Bu kişiselleştirme döneminde heyecan yarattığı gibi şu anda da ilham kaynağı olmayı sürdürmektedir. Öyle ki üretimi konu edinen ve dönemin ruhunu anlatan Devrim Arabaları filmi piyasaya sürüldüğü dönemde gişe rekorları kırmıştır. Bu durum yurttaşların bu tarz bir başarıyı ulusal onur olarak görmelerinin bir sonucudur.
Devrim Otomobili’nin sergilendiği fabrika Eskişehir Tren Garı‘ndan Porsuk Meslek Yüksekokulu’na giden yol üzerinde bulunmaktadır. Tıpkı Haydarpaşa gibi Eskişehir Tren Garı da inşa edildiği dönemde devasa bir kompleks üzerinde kurulmuştur. Bu gün bu arabanın sergilendiği alan da geçmişte gar bünyesinde hizmet vermekteydi. Ancak zaman içinde gar arazisi tekil bölgelere bölünmüştür.

Devrim Otomobili Ulaşım ve Ziyaret

Devrim Otomobili’nin sergilendiği fabrikaya ulaşım ve ziyaret gayet kolaydır. Şehir içinden geçen 19 ve 23 numaralı minibüslerle Porsuk Meslek Yüksekokulu istikametine çalışan otobüsler buraya ulaşımı sağlamaktadır. Ayrıca kent merkezindeki her hangi bir noktadan da buraya yürümek mümkündür. Otomobili görmek ücretsiz olup mesai saatleri içinde ziyaret mümkündür.

devrim arabası 2


Sariyar Baraji ve Hidroelektrik Santrali

Sarıyar Barajı (Hasan Polatkan BarajıNallıhan‘nın Sarıyar mahallesinde olup, Sakarya Nehri üzerinde 1951-1956 yılları arasında inşa edilmiş hidroelektrik enerji üretimi amaçlı bir barajdır. Beton ağırlık tipi olan barajın gövde hacmi 568.000 m³, akarsu yatağından yüksekliği 90 m’dir. Normal su kotunda göl hacmi 1.900 hm³, normal su kotunda göl 83,83 km²’dir. 4 alternetör ile çalışan santral 160 MW gücündeki hidro-elektrik santralinden ise yılda 378 GWh saat elektrik enerjisi elde edilir. Türkiye’nin ilk büyük HES (hidroelektrik santralı) barajıdır. Türkiye’deki tek santral atölyesi’ne sahiptir. Türkiye baraj gölü sıralamasında 6′cı sırayı yer almaktadır.
Nallıhanda gezilecek yerler ve NALLIHAN Turu için TIKLAYINIZ..

İnce Minareli Medrese

İnce Minareli Medrese

İnce Minareli Medrese, Konya İli, Selçuklu İlçesi’nde, Alaaddin Tepesi’nin batısındadır. Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus Devrinde Vezir Sahip Ata Fahrettin Ali tarafından, hadis ilmi öğretilmek üzere 663 H.(1264 M.) yılında inşa ettirilmiştir.

Mimarı ve yapı tipi

Yapının mimarı Keluk bin Abdullah’tır (Kölük bin Abdullah). Darü-l Hadis Selçuklu Devrinin avlusu kapalı medreseleri grubundadır. Tek eyvanlıdır. Doğusunda yer alan taçkapı, Selçuklu Devri taş işçiliğinin en güzel örnekleri arasındadır.
Giriş kemerinin iki tarafında yer alan üçer küçük sütun ve kemer kavsarası bitkisel ve geometrik motiflerle süslüdür.
Taçkapıdan çapraz tonozlu mekâna geçilmektedir. Cepheden bakıldığında fark edilemeyen bu mekân, binanın esas eyvanı için simetri teşkil etmektedir. Bu mekânın yan duvarlarındaki iki adet niş mimariye estetik kazandırmıştır.
Çapraz tonozlu giriş bölümünden divanhaneye girilir. Ortasında havuzu bulunan üzeri kubbeli, kare planlı avlunun güney ve kuzeyinde beşik tonozlu dikdörtgen planlı öğrenci hücreleri bulunmaktadır. Kubbeye geçiş pandantiflerle sağlanmıştır. Kubbe kasnağında kûfi yazı ile “El-Mülkü-Lillah” “Ayet’el Kürsi” yazılıdır. Yapı ışığını, mazgal ve dikdörtgen pencereler ile kubbede yer alan fenerden sağlamaktadır.
Girişin karşısında avludan üç basamakla çıkılan basık tonozlu eyvan yer almaktadır. Eyvanın iki yanında kare planlı, kubbeli birer dershane odası vardır.
Anıtsal yapının ön cephesi kesme taştandır ve yan duvarlarının dış cepheleri moloz taştan yapılmıştır. İç mekânlarda tuğla hem statik, hem de dekoratif amaçlı kullanılmıştır.
Kuzeyinde yer alan mescitten bugün yalnız tuğla örgülü mihrabı kalmıştır. Yapıya adını veren minarenin kaide kısmı muntazam kesme taş kaplamalıdır. Beden kısmı tamamen tuğla örgülüdür. Bugün mevcut gövdesi sekiz köşeli olup, çeşitli formda bombeler halindedir. Minare turkuvaz renginde, beyaz hamurlu tuğlalarla örülmüştür. Minarenin orijinali iki şerefeli iken, 1901 yılında düşen yıldırım, iki şerefeden birini tahrip etmiştir.
İnce Minareli Medrese 19. yüzyılın sonuna kadar faaliyetini sürdürmüştür. 1876-1899 yıllarında tamir edildiği bilinmektedir. Cumhuriyet Devrinde 1936 yılında başlayan çeşitli onarım çalışmalarından sonra, 1956 yılında Taş ve Ahşap Eserler Müzesi olarak hizmete açılmıştır.
Müzede Selçuklu ve Karamanoğlu devrine ait taş ve mermer üzerine oyma tekniği ile yazılmış inşa ve tamir kitabeleri, Konya Kalesi’ne ait yüksek kabartma rölyefler, çeşitli ahşap malzemeye oyma tekniği ile yapılmış geometrik ve bitkisel motiflerle bezenmiş kapı ve pencere kanatları, ahşap tavan göbeği örnekleri ve mermer üzerine işlenmiş mezar şahidesi ve sandukalar teşhir edilmektedir.
Başkenti Konya olan Selçukluların sembolü çift başlı kartal ve kanatlı melek figürlerinin en güzel örnekleri de bu müzede sergilenmektedir.


Karatay Medresesi Konya

Karatay Medresesi, II. İzzeddin Keykavus devrinde, Emir Celaleddin Karatay tarafından, 1251 yılında yaptırılmıştır. Mimarı bilinmemektedir. Osmanlı devrinde de kullanılan medrese 19. yüzyılın sonlarında terk edilmiştir.[1]
Medrese, Selçuklular devrinde hadis ve tefsir ilimleri okutulmak üzere “Kapalı Medrese” tipinde Sille taşından inşa edilmiştir. Tek katlıdır. Giriş doğudan gök ve beyaz mermerden yapılmış kapı ile sağlanmaktadır. Kapı Selçuklu devri taş işçiliğinin şaheser bir örneğidir. Yazı ve desenlerle süslenmiştir. Kapının üzerinde medresenin yapımı ile ilgili kitabeler yer almaktadır. Kapının diğer yüzeylerine seçme ayet ve hadisler kabartma olarak işlenmiştir.
Kapıdan, evvelce kubbe ile örtülü (şimdi üzeri açık) bir avluya, buradan da bir kapı ile medreseye girilir. Medrese salonunun üzeri, merkezinde fener bulunan ve mozaik çinilerle kaplı kubbe ile örtülüdür. Kubbe kasnağında, duvarların üst kısımlarındaki bordürlerde ve hücre kapıları üzerindeki panoda ayetler yazılıdır. Binanın batı yönünde bulunan beşik tonozlu eyvanın kemerinde besmele ve Ayet el Kürsi yer almaktadır. Kubbeye geçiş elemanı olan üçgenlerde ise Muhammed, İsa, Musa ve Davud peygamberlerin isimleri ile dört halifenin (Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali) isimlerine yer verilmiştir. Eyvanın solundaki kubbeli hücre Celaleddin Karatay’ın türbesidir.
Medrese duvarlarındaki mozaik çinilerin büyük bir kısmı dökülmüştür. Çinilerde kullanılan renkler, turkuvaz (firuze), lacivert ve siyahtır.
Anadolu Selçuklu devri çini işçiliğinde önemli yeri bulunan Karatay Medresesi 1955 yılında “Çini Eserler Müzesi” olarak ziyarete açılmıştır.

Sems-i Tebrizi Kimdir Sozleri Hakkinda


Şems-i Tebrizi Kimdir

Şems-i Tebrîzî (Farsça: شمس تبريزى) ya da tam adıyla Şemsüddîn Muhammed bin Alî bin Melikdâd Tebrîzî (1185-1248), İranlı Azerbaycan Türkü İslam alimi ve mutasavvıf. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî‘nin gönül dünyasında büyük değişikliklere sebep olan ve Mevlânâ tarafından yazılan ilâhî aşk şiirlerinden oluşan “Dîvân-ı Şems-î Tebrîzî” adındaki nazım eser sayesinde tanınan çok kuvvetli bir din âlimidir.

Şems-i Tebrizi Hayatı, şahsiyeti ve görüşleri

Daha sonraları Sacaslı Şeyh Rukneddin, Tebrizli Selahaddin Mahmut ile mutasavvıf Necmüddin Kübra’nın halifelerindenCentli Baba Kemal’e intisap ederek onlardan feyz almıştır. Muhammed’in ahlakını örnek alan Şemseddin-i Tebrizî, devamlı bir arayış içerisinde olmuş, manevî bir işaret üzerine de Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’yi arayıp bulmuştur. Dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen Şems, Mevlânâ ile üç-üçbuçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasına vesile olmuş, onu ilahî aşkın potasında eriterek, kâmil bir Hak aşığı yapmaya muvaffak olmuştur.
Şems-i Tebrizî Şam’a döndüğünde, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî için onun yokluğu dayanılmazdır. Şems’in varlığını kabullenememiş kimseler, Mevlânâ’ya ileri geri laflar etmişlerdir. Celâleddîn Rûmî’nin bu kimselerden birine verdiği cevap şöyledir:
Onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda. O, elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nameyi çalıp söyleyen, kendi sesine yabancı bir kuru rebaptım. Ben onun avucunda bağlar, bahçeler ağaçlar görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. Onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim. Lâkin siz bunların hiçbirini göremezsiniz.
Bir süre sonra Şems, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’in oğlu Sultan Veled’in çağrısı üzere Konya’ya geri gelir. Mevlânâ bir daha şehirden ayrılmasın diye, onu bir kızla evlenmeye iknâ eder; bu kız Celâleddîn Rûmî’nin evinde evlâtlık olan Kimyâ Hâtun’dur. Kimya Hatun’a gizliden aşık olan, Mevlânâ’nın küçük oğlu Âlâeddin, bu durumu hazmedemez ve Şems aleyhtarlarının yanında yer almaya başlar.
Hulul görüşü; Hulul tanrının insan veya bir canlı içine girmesi veya onda vücut bulmasıdır.
Şemsi Tebrizinin de bu görüşe sahip olduğu şu ifadelerden anlaşılmaktadır; “Mevlana Şemsi Tebrizi’nin Kimya adında bir karısı vardı. Bir gün Şems hazretlerine kızıp Meram bağları tarafına gitti. Mevlana hazretleri medresenin kadınlarına işaretle Haydi gidin Kimya hatunu buraya getirin, Mevlana Şemseddin’in gönlü ona çok bağlıdır. buyurdu. Bunun üzerine kadınlardan bir grup onu aramaya başladıkları sırada Mevlana Şems’in yanına girdi. Şems şahane bir çadırda oturmuş, Kimya hatunla konuşup oynaşıyor ve Kimya hatun da giydiği elbiselerle orada oturuyordu. Mevlana bunu görünce hayrette kaldı. Onu aramaya hazırlanan dostların karıları da henüz gitmemişlerdi. Mevlana dışarı çıktı. Bu karı kocanın oynaşmalarına mani olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı. Sonra Şems İçeri gel diye bağırdı. Mevlana içeri girdiği vakit Şems’ten başkasını görmedi. Bunun sırrını sordu ve Kimya nereye gitti? dedi. Mevlana Şems Yüce Tanrı beni o kadar sever ki istediğim şekilde yanıma gelir, şu anda da Kimya şeklinde geldi. buyurdu

Şems hicri 645, miladi 1247 tarihinde Mevlânâ’da meydana gelen büyük değişikliği hazmedemeyenler tarafından mı öldürüldü, yoksa geldiği gibi kimseye haber vermeden Konya’yı terk mi ettiği bilinmemektedir.
Bu gün Konya’da Şems makamı olarak bilinen, halk ve bilhassa Mevlevîlerce türbesinden önce ziyaret edilen bu mescit-türbe de mevcut sanduka, boş bir sanduka mı, yoksa Mehmet Önder Bey’in bir hatırasında anlatıldığı gibi, Şems gerçekten burada mı gömülüdür, bu da bilinmez. Lâkin bu konuda en kuvvetli tezlerden birisi Sipehsalar’a veya eflakiye göre şöyledir: Şems-i Tebrizî’nin dedesi Haşhaşiler tarikâtında mürittir. Daha sonra tarikâttan aile kurmak üzere ayrılmak ister ve ayrılır. Ailesini kurar ama tarikat yönetimi değişir ve torun Şems’in tarikâta bağışlanmasını ister. Dedesi de vermek istemez. Zaten Şems eğitim için Şam’a gider ve Şems’i takip bu aşamada başlar. İlk önce bulurlar lakin kaybederler Şems’i ama Şems Mevlânâ’dan ayrılıp Şam’a gittiği vakit tarikattan bir mürit Şems’i fark eder çünkü Şems Şam sokaklarında yine bir dervişi tâbir yerindeyse rezil etmiştir. Bunun üzerine Şems’i takip Konya’ya kadar sürer ve daha sonra Şems bir dergâha çağrılır, tam yedi derviş gelmiştir Şems’i öldürmek üzere, Şems Celâleddîn Rûmî’dan ayrılmak üzere izin ister ve tam da bir vedalaşma hissi vermeden kendi eliyle ölüme gitmiştir. Hatta ölüme giderken “Rabbim şu kuyu mezarım olsun” diye dua etmiştir. Dergâha gittiği zaman yedi derviş onu beklemektedir artık.O her bir dervişle odalarda ayrı ayrı görüşerek hepsini konuşmalarıyla bayıltmıştır. En son derviş en iri cüsseli ve bilgili olandır. Şems dervişlerden namaz kılarken öldürülmesini istemiştir. Ve namaz kılarken zammı sure olarak Şems suresini okumuştur. Ayrıca İslam aleminde Osman’dan sonra gece kılınan ikinci cenaze namazı Şems hazretlerine aittir. Şems hazretleri Mevlânâ’ya bir mendil gönderir ölmeden önce mendilde şu yazmaktadır: “Ölümümün gözlerinin önünde olmasını isterdim gör bakalım aşk için ölmek ne demekmiş”, yazmıştır. Mevlânâ’da bayılmıştır. Ayrıca Şems’in Konya dan ayrılıp kaybolması zayıf ihtimaldir çünkü yüce Allah ona rüyasında kendisine istediğinin verilmesi karşısında ne verebileceğini sormuş Şems de: “Canlara kanlara boyanacak başımı” diyerek aşk yolunda başını vermiştir.

Şems-i Tebrizî Camii ve Türbesi

Niğde’deki Kesikbaş Türbesi de Şems’e izafe edilir. Bunlardan ayrı olarak Tebriz şehrinde “Geçil” denilen mezarlıkta, aynı bölgede Hoy’da, Pakistan’ın Multon şehrinde Şems türbeleri veya makamları vardır. Bunlar çeşitli rivayetlerle süslenmiştir. Pakistanlıların söylediklerine göre de Şems, Konya’dan bir gece yarısı gizlice ayrılmış, Hoy şehrine hareket etmiş ve orada yerleşmiştir. Rivayete göre Şems-i Tebrizi Hoy’da vefat eder ve orada gömülür. Mezarı, Unesco Dünya Kültür Mirası’na aday gösterilir[9]. Bir rivayete göre, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’nin küçük oğlu Âlâeddin de, Şems’i öldürenler arasındadır.
Şems’in Konya’daki türbesi küçük, mütevazı, adeta saklanmış bir yerdir. Mevlânâ’nın o ihtişamlı türbesinin yanında -ki Mevlânâ -”En güzel türbe gökkubedir” der- sadedir.

Şems-i Tebrizî Sözleri

  • Bir gül kadar güzel ol; ama dikeni kadar zalim olma. Birine öyle bir söz söyle ki, ya yaşat ya da öldür; ama asla yaralı bırakma.
  • Ey İnsan kaf dağı kadar yüksekte olsanda, kefene sığacak kadar küçüksün. Unutma …herşeyin bir hesabı var üzdüğün kadar üzülürsün.
  • Hüzün taze tutar aşk yarasını. Yaramdan da hoşum, yârimden de…
  • Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil.
  • Kapımıza değil ; Kalbimize vuran buyursun !
  • Sevmeye layık olmayanı hatırlayarak değerli etme! Dönmek mi istiyor, bir şans daha verme. Unutma; sevgi yürekli olana yakışır.
  • Otunu, suyunu bilmediğin gönüllerde koyun gütme! Yoksa, ‘kaçırcağın keçilere’ çobanlık yapamazsın …!
  • Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor. Derin denizleri ise ancak derin sevdalar. Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her sey susuyor. Anladım ki susan her şey derin ve heybetli.
  • Diyorlarki Dost acı söyler? Acıyı söyleyene Dost denilmez ki.!Seni sevmeyen acı söyler Dostun sana söyleyeceği acı dahi olsa senin canını acıtmayacak şekilde tatlı dille söyler.
  • İlim üç şeydir: Zikreden dil, şükreden kalp, sabreden beden…
  • İnsanoğlunun edepten nasîbi yoksa, insan değildir. İnsan ile hayvan arasını ayıran edeptir…
  • Yaşarken anlayamadıkları değerleri, öldükten sonra anlamanın kimseye faydası yok. Sevdiğinizi dirileştirmenin
    yolu, hayatın tazeliğinde itiraf ve ifade etmektir.
  • Sözler hakikat değildir ağızdan çıkan seslerdir. Hakikati öğrenmek için söze değil yaşamaya ihtiyaç vardır.
  • Sen ol da; ister yâr’ ol, ister ‘yara’; lütfun da başım üstüne, kahrın da.
  • Ey aşk! Seni senelerce yaban ellerde, hoyrat dillerde aradım. Oysa bendeymişin bilememişim. Oyalanmışım. Kalakalmışım.
  • Güzel bir gülü, güzel bir geceyi, güzel bir dostu herkes ister. Önemli olan gülü dikeniyle, geceyi gizemiyle, dostu tüm derdiyle sevebilmektir.
  • Sanmayasın ki; aşk akıl işidir. Gül ki her gönlün mürşididir. Kimini kokusuyla şad eder. Kimini de dikeniyle irşad eder.
  • Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.
  • Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.
  • Kalp ruha der ki :Ben severim, aşık olurum;ama acısını nedense hep sen çekersin. Ruh da cevap verir : Sen yeterki sev.
  • Hayatta her şey olabilirsin; Fakat mühim olan hayatın içinde “İNSAN” olabilmektir.
  • Hüzün ki en çok yakışandır aşıklara. Yandık, yakıldık; ama hüzünden yana asla yakınmadık. Ne de olsa biz mahzun bir Peygamberin ümmeti değil miyiz? Hüzün taze tutar aşk yarasını. Yaramdan da hoşum, yârimden de.
  • Kır kalemin ucunu. Bundan sonraki yolculuğumuz aşk yolculuğudur. Aşkı kalem yazmaz ki kitaplarda bulasın.
  • Kalp midir insana sev diyen yoksa yalnızlık mıdır körükleyen? Sahi nedir sevmek; Bi muma ateş olmak mı,Yoksa yanan ateşe dokunmak mı?
  • Anladım ki: İnsanlar; Susanı korkak. Görmezden geleni aptal. Affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysa ki; biz istediğimiz kadar hayatımızdalar. … Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar..!
  • Elalem şarap içer sarhoş olur, biz aşk ehliyiz içmeden sarhoş olmuşuz.
  • Bazısı gelirken, bazısı da giderken gönül açıklığı verir. Dikkat et ve iyi bak ki, sendeki bu gönül açıklığı giderken mi yoksa gelirken mi beliriyor?
  • Bir şey yap, güzel olsun. Çok mu zor ? O vakit güzel bir şey söyle. Dilin mi dönmüyor ? Öyleyse güzel bir şey gör veya güzel bir şey yaz. Beceremez misin ? O zaman güzel bir şeye başla. Ama hep güzel şeyler olsun. Çünkü; Her insan ölecek yaşta…
  • Hayata tepeden bakarsan insanların sadece tepesini görürsün. Hayata daima insanlarla aynı mesafeden bak. O zaman insanların hem yüzünü, hem kalbini görürsün.
  • Sana affedilemeyecek kadar büyük hata yapan birine, akıl sınırlarının bittiği. yerden başlayacak ceza vermek istiyorsan ; bütün samimiyetinle affet.Hissedilen her şeyi arşivleyen kader, kendisiyle en iyi biçimde ilgilenecektir.
  • Söylediklerimin hepsinden vazgeçtim, pişman oldum. Çünkü ne sözde mana, ne de mana da söz kaldı.
  • Ne diye böbürlenip büyükleniyorsun. Doğumun bir damla su, ölümün bir avuç toprak değil mi?
  • Bir kişi Allah’tan başka kimseye ihtiyacı olmadığına inanırsa Allah da onu başkasına muhtaç etmez.
  • Musikinin ritminde bir sır saklıdır; eğer onu ifşa etseydim dünya alt üst olurdu.
  • Şeriat der ki: Seninki senin, benimki benim. Tarikat der ki: Seninki senin, benimki de senin. Marifet der ki: Ne benimki var ne seninki. Hakikat der ki: Ne sen varsın, ne ben.
  • Mühim olan yükseklere çıkıp hayata tepeden bakmak değildir; Mühim olan ne kadar yükselsen de her şeye eşit mesafeden bakabilmektir.
  • Her yolun bir adabı vardır.Allahı sevmenin de bir adabı vardır..Derviş sadece gönlü geniş ve ruhu gezgin bir sufi demek değildir ki.
  • Yaşarım mutlu olurum, yaşarım mutlu ederim, Tabiki mutsuzda olurum ama yaşadığım… sürece Umutsuz, şükürsüz olmam. Aldatmaya çalışanlar aldanırlar, Güvenim kaybedilir hep ama ben hep kazanırım.
  • Her şey çok olunca ucuzlar; Edep bunun aksinedir, o çoğaldıkça değeri artar.
  • Aşkı kalem yazmaz ki kitaplarda bulasın.
  • Kuralların olsun, ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! İnancın büyük olsun, ama inancınla büyüklük taslama!
  • Dürüstlük bir şehirdir, ben de o şehrin sultanıyım, Onda kendim yaşayayım, kendim öleyim, kendim korunayım…
  • Gel bakalım ateşle nasıl oynanır göstereyim..Gör bakalım ateş mi seni yakar, sen mi ateşi?
  • Eğer Allah seni bana yazmışsa, benden kaçışın yok! Lakin kader seni benden almışsa, ağlamaya lüzum yok.
  • Alimken arif oldun peki aşık olmaya namzet misin?
  • Düzenim bozulur, Hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden bilebilirsin Hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?
  • Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil..! Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol; Silenlerden değil…
  • Aradığın şey o kitaplarda değil, aradığın şeyi okuyarak bulamazsın. Sende eksik olan şeyi gözlerinle tamamlayamazsın. Aradığın şeyi Dünya’da arayacaksın, aradığın şeyi yüreğinle bulacaksın. Dünya’da ki tüm kitaplar, tüm hesaplar, akıl oyunları, sayfalarca laflar, sevginin yerini tutmaz. Okuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın.
  • Şükret! istediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.
  • Ya tam açacaksın yüreğini, ya da hiç yeltenmeyeceksin! Grisi yoktur aşkın, ya siyahı, ya beyazı seçeceksin.
  • Bil ki güneşe bakmaya cesareti olmayan gölgede kalmaya, gölgeyi ışık sanmaya mahkumdur.
  • Bazen arkasına dönüp bakması gerekir insanın; Nerden geldiğini unutmaması için.
  • Şeytanda insandaki özelliklerin birisi hariç hepsi vardır.Şeytanda eksik olan tek nimet Aşk..Şeytanın insanı çekememesi aşksızlığındandır.
  • Bildiklerini unut. diyor DOST. Gel al eline bir silgi, şu yeni başlayan güne bilgilerini silmekle başla. Zanlarını, yargılarını, önyargılarını ve dahi bütün genellemelerini koy bir çuvala ve hepten terk et. Gıybet etme sakın,… bil ki dedikodu denilen şey mıknatıs gibi kötü enerji çeker. Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın.
  • Senin gönlün değişirse dünya değişir.
  • Birini nekadar çok aşağılar yahut dışlarsan, onun durumuna düşme ihtimalin o kadar artar. Kainatın matemetiğidir. Bir koyar, bir alır insan. Bilmeden kendi hesabını dürer diyor DOST… Hiçbir konuda emin olma diyor DOST… Kendini ayrıcalıklı sayma. Konumuna ya da mevkine, ismine veya şöhretine güvenme. Şu hayatta tüm zahiri kisveler sabun köpüğünden ibarettir.
  • Nazlı nazlı yükselir köpük, derken pat diye sönüverir. Herzaman başkalarından öğrenmeye açık ol. En iyi bildiğin konularda bile köşeli düşünme, büyük konuşma. Cümlenin sonuna nokta değil, ünlem değil, virgül yahut üç nokta koy. Açık bir kapı bırak daima. Ne kadar bilsen de hiçbirzaman yeterince bilemeyeceğini unutma. Tevazudan şaşma. Ancak ozaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinden. diyor DOST…
  • Allah senin kapından aşk sarayına bir insan alacaksa , o insana sen nasıl ben seni sevmiyorum dersin?
  • Sende o var bu var , falan dedi var , falan anlattı var , peki sende senden ne var Mevlana?
  • Ey Celaleddin talipsen yüreğime , yalnızlığını adayacaksın bana.
  • Ey Gönül !Şimdi sorarım sana, hangi Aşk daha büyüktür..?Anlatılarak dile düşen mi, anlatılmayıp yürek deşen mi?
  • Her şey insanoğluna feda iken insanoğlu ise kendine cefa olmuştur.
  • Gençliğimde aradığımı yaşlılığımda buldum , neylersin. Ya ben erken geldim ya sen geç kaldın vuslata , neylersin. Kader!
  • Dostluk gül olmaktır yaprağı ile de dikeni ile de.
  • Dedim ki : Etrafında dolaşsam beni kınıyorlar?! Dedi ki : Zaten biz, kınanmadık sevgi görmedik ki…
  • Sözler hakikat değildir ağızdan çıkan seslerdir. Hakikati öğrenmek için söze değil yaşamaya ihtiyaç vardır.
  • Bir an bekle, arkana dön ve unuttuklarını anımsa.. Kaybettiysen ara, kırdıysan af dile, kırıldıysan affet; Çünkü hayat çok kısa.
  • İşimiz Allah’a kalmışsa, Olmuş bil.
  • Eğer çok konuşmak faydalı olsaydı Allah iki ağız, bir kulak verirdi. Onun için, çok dinleyip az konuşmak gerek…
  • İnsanlar maşuk aramıyor, bencil duygularına köle arıyor. Köle buluyor ama aşkı bulamıyor.
  • Eğer susarsan konuşman daha aydınlık olur..Çünkü sükutta hem sessizliğin ışığı,hem de konuşmanın faydası gizlidir.
  • Sana dilsiz, dudaksız sözler söyleyeceğim Bütün kulaklardan gizli sırlardan bahsedeceğim Bu sözleri sana, herkesin içinde söyleyeceğim ama senden başka kimse duymayacak Kimse anlamayacak.
  • Bana göre aşık öyle olmalı ki, şöyle bir kalkınca, her tarafı ateşler sarsın; her tarafta kıyametler kopsun.
  • Kadın; Bilene Nefes, Bilmeyene Nefs tir
  • O bir arslan gibi savaşa atılsın, onun timsah gibi bir kalbi olsun! O yeryüzünde kendisinden başka kimseyi bırakmasın! Hatta kendisiyle bile savaşa girsin.
  • Bir şey yap. Güzel olsun. Çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle. Dilin mi dönmüyor? Güzel bir şey gör. Veya, güzel bir şey yaz. Beceremez misin? Öyleyse güzel bir şeye başla. ama hep güzel olsun. Çünkü “her insan ölecek yaşta.” geç kalmayasın.
  • Sen darda olduğun vakitlerde , sana bahşedilmiş olanlarla elinden geleni yaparsın en güzel çareleri düşünürsün uygularsın.. Fakat yine bir şeyler olmuyorsa o zaman teslim olmayıp kendini yerden yere vurman iyi bir durum değildir. Kendi iç huzurunu bozarsın daha direnmekle. Diren direnebildiğin kadar uygula sana verilmiş olanla, o anki imkanlarınla. Teslim ol demek elin kolun bağlı otur demek değildir. Sadece sen her imkanı denediğin halde olmuyorsa onda senin için belki daha değişik güzellikler olacaktır. Veya senin için hayırlısı neyse o olacaktır.
  • Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?
  • Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten,”ne yapalım, kaderimiz böyle”deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin,ne de hayat karşısında çaresizsin.
  • Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil, kalpte olur. Onun dışındaki her l…eke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.
  • Gökleri bir mendil gibi dürüp avucuna almalı.. Sonsuz zevalsiz çerağı, bir kandil gibi gök kubbesine asmalı.
  • Her İnsan için Bir Aşık Olma Zamanı Vardır , Bir de Ölmek Zamanı.
  • Sen nasıl bir pınarsın Mevlana’m, içtikçe daha çok susadığım.
  • Ey aşk! Sen öyle bir kişisin ki, dünya tokları, senin vuslatının açlarıdır.
  • Kaç ask eleginden geçmem lazim, Yedi deryayi bir yudumda içmek için?
  • Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.
  • Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz… Senden yepyeni taptaze bir sen zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.
  • İşimiz ALLAH’a Kalmışsa, Olmuş Bil!
  • Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, hakikati keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.
  • Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı’ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama.
  • Şaşarım seven insan nasıl uyur? Aşıka her türlü uyku haramdır.
  • Kainat yek vücut, tek varlıktır. Herkes ve herşey görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının, hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.
  • Bazen uzaklaşmak gerekir, yakınlaşmak için.. “Bazen hatırlamak gerekir, hatırlan…mak için.. “Bazen ağlamak gerekir, açılmak için.. “Bazen anmak gerekir, anılmak için.. “Bazen de susmak gerekir, duymak için..
  • Kader; yolun tamamını değil,sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir. Ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse, ne hayatın hakimisin, …ne de hayat karşısında çaresiz.
  • Cehennem gibi olmalı, cehennemi bile yakıp yandıracak bir gönül istemeli.. Ki o gönlün önüne iki yüz deniz çıksa, hepsini de yaksın, yandırsın. Onun tek bir dalgası bilindik denizlere taş çıkartsın.
  • Aşık odur ki, Allah’tan aldığı aşk emanetini Allah’a verir. Aşk mezhebinde her şey yüce Aşk’a kurbandır.
  • Önce sevgiyi anlayalım.
  • Allah bir insanı senin elinle ayağa kaldıracaksa, sen nasıl elini uzatmazsın ? Allah seni insanlara sevdirmek istiyor, Allah senin dağılmış parçalarını topluyor. Aşka nankörlük etme!!
  • Bu nicelik ve nitelik dünyasının ucunda Dertli sesiyle konuşan bir adam durmakta ! Gözü kartallarınkinden bile daha keskin Yüzü şahididir gönül ateşinin İç ateşinin yakıcılığı artıyor her zaman Arzuyla dolu bir ruhtan , yanan bir avuç topraktı Aşk ve sarhoşluktan nasipsiz bilginler Tedavi için nabzını hekim eline verdiler.
  • Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet, Allah dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlıkgeliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesinçoğunlukla. Yok eğer, Allah dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.
  • Hakiki dost Allah gibi mahrem olmalıdır. Dostun çirkinliklerine, hoşa gitmeyen hallerine tahammül etmeli, hatasından incinmemelidir. Dosttan yüz çevirmemelidir, dosta itiraz etmemelidir. Nitekim rahmeti bol olan Allah kullarının ayıplarından, günahlarından, noksanlarından dolayı onlardan yüz çevirmez. Tam bir inayet ve şefkatle, onlara rızkını verir. İşte garazsız, ivazsız dostluk budur.
  • Aşık olmakla sevmek arasındaki farkı sormuşlar (?) Cevaplamış Şems: Senin baktığına herkes bakar; ama senin onda görebildiğini herkes göremez. Herkes aşık olabilir; ama hiçkimse senin gibi sevemez. Tek fark sensin. Seni özel kılan sevdiğin değil, sevgin…
  • Hakkın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden iyi olmayacağını ?
  • Hazret-i Şems’i, konuşup nasihat etmesi için bir meclise davetetmişler.Meclise girer girmez köşe bir yere oturunca kendisini baş köşeye davet edenlere de şu cevabı vermiş: Adam adamsa oturduğu her yer köşe olur ona! Adam adam değilse, köşe bile eşik olur ona!
  • Giderken kendimi sende bırakmayı diliyordum, gördüm ki sana hiç gelmemişim… Anladım ki iyi niyetlerle dolu temenniler yalana sıvanmış teşekkürlerde, boğuluyormuş…. Merhabanın boynunu bükene elveda demek zulümmüş. Zülüflerinden zûl akan yare, sancıyan yaram kadar bile değer görmem… Ondandır ki yarim ile değil yaram ile hoşum…
  • Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında.Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz…

Yedi Uyuyanlar Ashab-i Keyf

Selçuk-Efes’te bulunan Yedi Uyuyanlar Mağarası her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti bu bölgeye çekmektedir.
fft20_mf1944767
Efsaneye göre M.S. 250’li yıllarda Dakyus isimli bir kralın yönettiği putperest bir ülkede 7 genç Hıristiyan olmakla suçlanır. İnançlarını değiştirmeleri istendiğinde karşı çıkan bu 7 genç ölümle cezalandırılınca dağa kaçarlar ve orada ibadet etmeye başlarlar.
yedi-uyuyanlar-magarasi-4106212
Öldürülme korkusuyla köpekleriyle birlikte bir mağaraya sığınan gençleri bulan kralın adamları, kralın da emriyle mağaranın girişine kalın bir duvar örer.

yedi-uyuyanlar-magarasi-4106214
Burada ölmeleri beklenen gençler derin bir uykuya dalarlar. İnanışa göre 7 genç bu mağarada 200 sene uyumuştur. Kehf suresinde ise bu süre 300 sene olarak belirtilir.
yedi-uyuyanlar-magarasi-4106215
Ashab-ı Kehf uyandıklarında geçmiş olan zamanında farkında değildir. Uykudan kalkmaları, birbirleriyle konuşmaları ve içlerinden birini şehre göndermeleri Kur’an’da geçer.
yedi-uyuyanlar-magarasi-4106217
Bunlar şehre gidip yiyecek getirecek kimsenin (Yemliha’nın) elbise değiştirerek halini kimseye bildirmeden gidip gelmesini uygun görürler. Yemliha, bunu kabul edip şehre geldiğinde çok değişmiş bir şehir bulur. Farklı yorumları mevcut olan bir hadiseyle bu kişi geçen zamanın farkına varır ve o zamanın hükümdarının yanına götürülür.
yedi-uyuyanlar-magarasi-4106227
İnanca göre bu hükümdar gençlerin dinindendir. Başlarından geçenleri hükümdara anlatır. Daha sonra gidip arkadaşlarına haber verir. Daha sonra tekrar hepsi uykuya dalarlar ve bu uyku zaman dilimi 4 bin yıl civarındadır.
yedi-uyuyanlar-magarasi-4106228

Pek çok versiyonu bulunan bu inanışla ilgili mağaranın sınırları içinde olduğunu iddia eden 33 kentin 4 tanesi ülkemizdedir. ( Afşin, Selçuk-Efes, Lice ve Tarsus)

Hıristiyanlar tarafından kabul edilen sürümdeki mağara Selçuk ilçesindeki Efes antik şehrinin yakınlarındaki Panayır Dağı eteklerinde bulunmaktadır.
Bu mağaranın, üstüne bir kilise yapılmış hali 1927-1928 yılları arasındaki bir kazıda ortaya çıkarılmış, kazı sonucunda 5 ve 6. yüzyıla ait olan mezarlar da bulunmuştur. Yedi Uyuyanlar’ a ithaf edilmiş yazıtlar hem mezarlarda hem de kilise duvarlarında bulunmaktadır.

Bazı kimseler):” Onlar üçtür,dördüncüleri köpekleridir” diyecekler bunlar.(bazıları da):”onlar 
beştir altıncıları köpekleridir”diyecekler.bunlar gaybı taşlamaktır.(bazıları ise):”Onlar yedidir,sekizincileri köpekleridir” diyecekler. Der ki:”Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir.
Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır”. O halde onlar hakkında,(sana bildirilen) açık deliller dışında bir münakaşaya girme ve onlar hakkında hiç kimseden bir şey sorma(Kehf suresi 22)

Ayasofya Camii (Müzesi) – Trabzon


Geç Bizans mimari yapı örneklerinden biri. Kapalı kollu haç planlı, yapıda Adem ile Havva kabartmalı frizler, güney cephesindeki kemerin kilit taşı üzerinde Trabzon’da 257 yıl hüküm süren Komnenosların sembolü olan tekbaşlı kartal motifi, kubbede İsa tasviri, melekler, 12 havariler, İsa’nın doğumu, vaftizi, çarmıha gerilişi, kıyamet günü gibi sahneler yer alıyor. Yapı, İstanbul’un Latinler tarafından işgaliyle Trabzon’a kaçan ve 1204 yılında burada bir devlet kuran Komnenos ailesinden Kral I.Manuel (1238-1263) tarafından 1250-1260 yılları arasında yaptırılmış. “Kutsal Bilgelik” anlamına gelen Ayasofya adını taşıyan bu manastır kilisesi, Fatih Sultan Mehmet’in 1460’ta Trabzon’u almasıyla camiye çevrilmiş.
Yapı ayrıca Selçuklu İslam sanatının taş işçiliğinin en güzel örnekleriyle de bezeli. Kuzey ve batıdaki revak cephelerinde görülen geometrik geçmeli bezemeleri içeren madalyonlarla, batı cephesinde görülen mukarnaslı nişler Selçuklu taş işlemelerindeki özellikleri taşıyor.
 Trabzon Ayasofya Müzesi, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Trabzon’u Rusların işgal etmesiyle askeri karargâh, hastane, depo ve savaştan sonra yine cami olarak kullanılmış. 1958-1962 yılları arasında Edinbourg Üniversitesi ve işbirliği ile Vakıflar genel müdürlüğü işbirliğinde restore edilmiş, 1964 yılında müzeye çevrilmiş ve 29 Haziran 2013 tarihinde tekrar ibadete açılmış ve şuan camii olarak hizmet vermektedir.

Zil Kale Kalei Zir

Çamlıhemşin ilçesinin 15 km güneyinde bulunan kale, 13. yüzyılda Kommenoslar döneminde yapılmış olup, 15. yüzyılda da Trabzon İmparatorluğunca kullanılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu bölgeyi fethettikten sonra, 16. yüzyılda bu kaleyi güvenlik amaçlı kullanmıştır. Zilkale, Fırtına Deresinin batı yamaçlarında kurulmuş olup, denizden 750 m dere yatağından 100 m yüksekliktedir. Kale dış surlar, orta surlar ve iç surlardan oluşmaktadır. Kulesi 4 kattan oluşmakta olan kale kemerli pencerelere ve mazgal deliklere sahiptir. Tarihi ipek yolu üzerinde bulunan Zilkale, Osmanlı zamanında Kale-i Zir (Aşağı Kale) olarak adlandırılmış olup, 30 askerle hem güvenlik hemde kontrol görevi görmekte idi.

Kiremitli Kopru Hapsiyas koprusu

Mimari özelliği ile Doğu Karadeniz’de bulunan kemer köprüler içinde farklı bir köprüdür. En önemli farklılıklar arasında kayalar üzerine oturtulmuş olan taş ayakları, ahşap gövdesinin olması, bölgeye has kiremitli çatısı özgünlüğünü sağlıyor. Eskiden inşa edilen yapılar daha çok ahşap özelliğe sahipti. Kentin en gözde eserlerinden biri olan Hapsiyaş Köprüsü de bu şekilde yapılıştır.
Trabzon-Of Dernekpazarı-Çakara güzergahı üzerinde, 1935 yılında ahşap kütükler kullanılarak yapı inşa edilmiştir. Tasarımı geometrik biçimli olup geniş dere yatağını başarıyla kaplamış. 2002 yılında restore edilerek bakımı gerçekleşmiş daha kullanışlı göze hitap eden bir köprü oluşturulmuştur. Bu tarihten(1996 yılında) önce köprü, anıtsal eser statitüsü kazanmış.
Uzun göl güzergahı üzerinde yer alan tarihi Hapsiyaş Köprüsü, çatısının kırmızı renkte olması Kiremitli köprü olarak anılmasını da sağlamıştır.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

bizi takip edin...

ilginizi çekebilir